MENÜ

Çıkarım

BURADAN YAPILACAK OLAN ÇIKARIM, KANAATİMCE HERKES İÇİN AYRI BİR ANLAM İFADE EDECEKTİR.

SEVGİLER...

YILAN VE BİLGE TAVŞAN HİKAYESİ...

Sevgili yılan tam 15 yaşındaydı. Artık orta yaşlı haliyle daha önceden izlediği ormanına farklı bir gözle bakmaya başlamıştı. Yıllar boyunca orman içerisinde dolaştığı ve iz bıraktığı yolları hatırladı, korktuğu anları, tehlikeleri, kaçışları ve kavgaları...

Her biri bir resim bırakmıştı aklında.. Çıkış yolu arıyordu, çünkü hayat onu pek de mutlu etmiyordu. Yıllarca eğlenmiş, yapabileği herşeyi yapmaya çalışmış, en güzel besinlere ulaşabilmiş ve arkadaşları arasında eğlenceli olarak bilindiğinden hiç yanlız da kalmamıştı. Sevilen, başarılı ve istediklerini elde ettiği yaşamında bir şeylerin ona huzur vermediğinin de farkındaydı.

Büyük bir ağaç gövdesine doğru yanaştı, belki bu ağacı daha önce binlerce defa görmüştü. Yemyeşil yaprakları, devasa gövdesiyle tam önünde duran bu ağaç sanki dünya var olduğundan beri hep oradaydı. Annesi doğduğu yerin burası olduğunu söylemişti. Yani yılanın dünyası var olduğundan beri ağaç buradaydı zaten.

Çalılar arasından bir ses duydu ve kafasını yukarı doğru kaldırdı, av kokusu almıştı. Birden kendisine doğru yaklaşmakta olan tavşanı farketti, bir yaban tavşanıydı. Tavşanda bir farklılık vardı ama tam olarak ne olduğunu anlamakta zorlanıyordu. Tavşanın kaçmak yerine korkusuzca ona yaklaşması şaşırtsa da, hatta iştahını kaçırsa da içinde bir tedirginlik olduğunu farketti.

Tavşan, yılana iyice yaklaştı ve daha önceden hiç duymadığı gevrek bir sesle,

- Ne bakıyorsun?

dediğini duydu. Güçlü görüntüsünü ve avcı edasını bozmak istemeyen yılan tedirginliğini gizleyerek;

- Sen nasıl bir tavşansın? Seni yiyebileceğimi bilmiyor musun? dedi.

Tavşan pek de oralı olmadığından yılana;

- Evet beni yiyebilirsin ama bu senin hayatında neyi değiştirebilir ki, hem gerçek olduğumu nereden biliyorsun ki, belki de gördüğün sadece bir halisünasyon. Sonuçta gerçekte gördüğün ben değilim sadece beni, dışarıdan bir şeyin yansımasını, beyninin içerisinde görüyorsun. Yani gerçekte beni değil, sende ki beni görüyorsun. Üstelik gerçekte benim kim olduğumla senin zihnindeki ben arasında oldukça fark olduğuna da eminim.

- Ne demek istiyorsun hiç bir şey anlamadım?

- Anlamadığın ne? Benim hakkımda gelir gelmez ne düşündüğünü anlatsana bana...

- Ne düşüneceğim ki, lezzetli bir yemek olduğunu ve birazdan seni yiyeceğimi düşündüm

. - İşte ben de onu diyorum, ben sadece bir tavşanım, lezzetli bir yemek olduğum sadece senin buna kattığın anlam, yani gerçekle ilgisi yok ki.

- Nasıl yani?

- Yani gördüğün şeylere anlam yüklemezsen onların ne olduklarını gerçekten anlayabilirsin, anlam yüklediğinde beni değil kendini görüyorsun.

Yılan için artık sıkıcı hale gelen konuşma tam olarak anlayamaması nedeniyle iyice zorlayıcı olmaya başlamıştı. Yılan birden;

- Hem sen konuşmayı nereden öğrendin ki?

- İnsanlardan

- Nasıl yani insanlar da mı konuşuyorlar?

- Tabi ki

- İlginç!

Yılan aslında konuşmanın gittiği yerden memnun muydu yoksa rahatsız mıydı pek de anlayamıyordu. Bir parçası doğasına aykırı bir şey yaptığını düşünüyor, diğer bir parçası ise bu konuşmanın nereye gideceğini merak ediyordu.

- Pek anlayamadım, bana zihnimdeki yansımanın gerçekten senle ilgisi olmadığını mı söylemeye çalışıyorsun.

- Elbette aslında senle de ilgisi yok.

- Şimdi iyice karıştım garip tavşan, sen ne söylediğinin farkında mısın?

- Oldukça farkındayım.

- Tamam zihnimdeki tavşanın seninle ilgisi olmadığını anladım ama nasıl olur da benimle ilgisi olmaz.

- Şöyle; beni gördüğünde bana anlam yükleyebilmen için beni ya da benim bazı özelliklerimi geçmişte görmüş olman gerekir. Örneğin hiç aslan gördün mü sen?

- Hayır görmedim.

- Peki bir aslan görmediysen bugüne kadar, aslan gördüğünde ne yapacaksın?

- Bilmem ne yapmalıyım?

- Kaçmanı tavsiye ederim. Zaten gördüğünde kaçardın.

- Peki daha önceden hiç büyük dişleri olan kocaman bir ağzı olan birini gördün mü?

- Evet gördüm. Timsah vardı, kardeşimi öldürmüştü. Gözümün önünde acı çekti sevgili kardeşim. Hatta ondan beridir annemi mutlu görmedim.

- Tamam işte Aslan’ı daha önceden bildiklerinle yorumlayacaksın. Yani kocaman dişlerini ve cüssesini gördüğünde önceden gelen içgüdülerin ve yaşamdaki senden kaynaklanmayan tecrübeler nedeniyle anlamlandıracaksın. Daha önce aslan görmedin ama ona ait bazı özellikleri kendi geçmişinde farkettin.

- Bu arada bir timsah kardeşini nasıl yedi anlayamadım. Sonuçta kardeşin timsahtan daha hızlı değil mi?

- Hızlı ama kardeşim timsahı görünce kaçmadı ki. Onun tehlikeli olduğunu bilmiyordu sanırım, bağırdım ama beni duymadı. Çünkü daha önce başka bir timsah ile karşılaşmış ancak timsah o sırada aç olmadığından kardeşime saldırmamıştı. O da tüm timsahlara ilişkin böyle bir düşünce geliştirdi.

- İşte bu, yani daha önceki tecrübesi nedeniyle genelleştirme yaptı ve timsahların ona zarar vermeyeceğini düşündü. Peki sen bir timsah görsen bugün ne yaparsın?

- Tabi ki tüm hızımla kaçarım.

- Gördün mü seçimlerimizi geçmiş tecrübelerimize göre yapıyoruz. Yani duruma göre bizim için o sırada en uygun olduğunu düşündüğümüz kararı veriyoruz. Yani seçim yaptığımızı zannederken aslında geçmişte oluşmuş olan yazılımımıza göre en uygun karar otomatik olarak çıkıyor. Geçmişteki olaylar da bize bağlı değil. Ya iç güdüsel olarak geliyorlar, ya da hayatta yaşanan olayların bizim üzerimizdeki etkisine göre oluşuyorlar.

- Şimdi anladım. Ancak ben neden mutsuzum peki şu anda?

- Çünkü bir şeyler istiyorsun ve istediklerine bağımlısın?

- Nasıl yani istememeli miyim?

- Hayır istemekte problem yok, sadece istediklerine bağlanmamalısın. Eğer senin kararların sadece olayların sonucu ise, arkana yaslanıp hayatında neler olduğunu izlemen yeterli. Sadece film izler gibi. Olayların içerisinde ol ama aynı zamanda dışarıdan kendini izle. Yani hem izleyen hem izlenen ol. Sonuçta sonuçları kontrol edemezsin.

- Peki ben şimdi seni yeme kararını alamaz mıyım?

- Tabiki alabilirsin. Ancak daha fazlasını öğrenme şansını kaçırırsın.

- Olsun, ancak karnım çok acıktı, verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederim. Ancak gözüme her zaman olduğundan çok daha lezzetli göründün.

-Bilge tavşan '' Bir dakika '' dedi.

İnsanlardan aldığı ve kullanmayı öğrendiği silahı yılana göstererek

-Seninle bir satranç karşılaşması yapalım kaybeden kafasını da kaybedecek

-Olur dedi yılan Satranç karşılaşması başladı

''Her şeyde en başarılı'' olan genç yılanın yaptığı her hamle bilge tavşan tarafından ustaca karşılanıyordu. Yılan terlemeye ve gerilmeye başladı. Bilge tavşan yılan kaybetmek üzereyken satranç masasını bir anda devirdi. Ve şöyle dedi:

- "İşte tekrar tutkuyu yaşadın... Dikkatini toplamayı öğrendin.... Her an ölümün yanında yaşadığın için her şeye değer vermen gerektiğini anladın..."

Dedikten sonra yılan tavşanı bir çırpıda midesine indirdi.

Tavşanın lezzeti şimdi her zaman olduğundan çok daha farklıdır. Altında olduğu ağaca bir daha bakar ve sanki ona gördüğü en güzel ağaçmış gibi hissederek evine doğru ilerlemeye başlar.

Geri Dön «